• "Çocukların, nasihatten çok iyi örneğe ihtiyaçları vardır."

  • "Çocuğa verilebilecek en güzel şey zamandır."

  • "Çocukta ruh ve beden eğitimi ve gelişimi beraber yürütülmelidir. " (İbni Sina)

  • "Anneler dua ettiklerinde çocuklarının çevresindeki zırhı görselerdi, duayı hiç bırakmazlardı" Hz.Muhammed

Copyright 2019 - Çocuk Eğitimi

Samiha Ayverdi'den Anne ve Babalara Nasihatler

Evlât, ne bir müstemlekedir ne de bir çiftlik. Ancak Allah’ın emânetidir ve ana babanın vazîfesi de bu emâneti en iyi şekilde yetiştirmektir.

Çocuklarınızı kontrol edin, fakat bunu onlara, mümkün olduğu kadar hissettirmeden ve ezmeden yapın.

Çocukların isteklerine ne her zaman ‘’evet’’,ne her zaman ‘’hayır’’ deyin. Mâkûl olanları yapmak vazîfemiz olduğu gibi, tehlikeli, zararlı ve aşırı istekleri olunca reddetmek de vazîfemizdir.

Onlara, körpe çağlarında, gene misâller ve hikâyeler yâhut da yaşanmış hayat mâceraları yolu ile haramı, helâli, günahı, sevabı, maddî mânevî mânâda cömert, fedâkâr, vefâkâr, ferâgatli olmayı, vatan ve îman aşkını öğretin.

Eğer çocuk, başkalarını mes’ud etmenin en az kendi saadeti kadar güzel olduğunu, âilesinin içinde görerek öğrenirse, iç formasyonunun teşekkülüne bundan güzel yardımcı olamaz.

Dil ne kadar güzel sözler söylerse söylesin, fiil ve hareketlerin tesiri ile aslâ yarışamaz.

Kız olsun erkek olsun evlâdlarınıza evlerinizi sevdiriniz.

Onları, kendi evlerinde meşgûl edip eğlendirmek yoluna gidin. Bu, bir ciddî fedâkârlığa mâl olsa dahi, yapmak, hem ana-babalık hem de vatan ve îman borcudur.

Çocuk kumbara gibidir. İçine taş toprak doldurursan açtığın zaman elin yüzün çamurlanır.

Hâlbuki millî-mânevî nakit biriktirirsen, bunların fâizi her sahada âileyi de vatanı da zengin eder.

Çocuk için en müessir nasihat, ananın babanın âileye ve çevresine karşı tutumudur.

Çocuklarımızı hoyrat, yalancı, ahlâksız ve haramzâde yapan biz analar ve babalarız.

Ananın babanın evlâtlarına bırakacakları tükenmez mîras; maddî varlıklardan çok pek çok değerli olan, âileyi, cemiyeti ve memleketi hayra ve selâmete götüren prensiplerdir ki; çalınması, kaybolması, yanması yıkılması, tükenip iflâs eylemesi olmayan tek ve gerçek varlık, işte budur.

Sâmiha AYVERDİ

 

Anne sütü alan bebeklerin ilk yıl gelişimi

Anne sütü alan bebeklerin ilk yıl gelişimi

Yazar: Natalya Arslantürk

Pek çok anne sırf anne sütüyle beslenen çocukların gelişmesinin ve büyümesinin mamayla beslenen çocuklara göre değişik olduğunu farkına varmaktadır.
Doktorların kullandığı çocuk gelişme ve büyüme kalıpları, mamayla beslenen çocukların gelişmesi takip edilerek oluşturulduğu için anne sütüyle beslenen çocuklara uygun değildir. Bu kalıplara bakarak bazı anneler çocuklarına sadece anne sütü vermektense gereksiz yere mama vermeye veya anne sütüyle beslemeyi tamamen kesip “yetişkin yemeklerine” yani ek gıdaya başlamaktadır. Bebeğin emdiği süt miktarının ölçülmesi ve sütün yeterli olup olmadığını nasıl anlamak gerektiği konusunda çoğunlukla bilgi olmadığı için bu yanlış davranışlar artmaktadır. Bebek 3- 4 aylık olana kadar anne vücudunda bebek için yeterli süt oluşmaya başlar. Bu yüzden de memeler eskisi gibi sertleşmez ve bazı anneler sütünün bittiğini düşünerek ek gıdalara başlar.

Bu yazıda, anne sütüyle beslenen çocukların kilo alma özelliklerinden, anne sütünün bebeğin normal gelişmesi ve büyümesi için yeterli olup olmadığını nasıl anlamak gerektiğinden, annelerin sütün yetmediğini düşünerek yaptıkları yanlışlıklardan söz edeceğiz. Çoğu anne-baba için anne sütünün yeterli olduğunu gösteren işaret bebeğin kilo almasıdır. İlk 3-4 ayda bebeğin ağırlığı hızla artar, 5. ayda ise bebeğin kilo alma hızı azalır ve genelde anneler bu azalmaya hazır değildir. Anne sütünün yeterli olduğunu gösteren başka işaret yok ise (bunlardan daha sonra söz edeceğiz) anne bebeğinin bu kadar az kilo almasına üzülerek ek gıdaya başlamaya karar verir. Bundan dolayı ek gıdalara başlamak gerçek kilo kaybına yol açar. Sık-sık emzırmek yerıne anne az emzirip bebeğe mama ek olarak verıyorsa bu beslenme tarzı bebeğin kilo kaybına ve anne sütünün azalmasına yol açar   Dahası anne sütünün azalması bebeğin besin kalitesini de düşürür. Dolayısıyla bebeğin beslenmesinde mama ve ek gıda kullanılmaya başlanması sonucunda anne umduğunun tam tersine bebeğin büyüme ve gelişmesine engel olmuş olur.

Bebeğin kaç gram aldığı ve boyunun kaç santim uzadığı genelde doktorun muayenehanesinde öğrenilmektedir, fakat anne sütünün yeterli olduğunu gösteren ve ne kadar sık emzirmek gerektiğini gösteren yöntemler vardır.

Bebeğin altıncı ayında ek gıdalara başlayıncaya kadar anne sütünün yeterli olduğunu gösteren işaretler: emzirme sıklığı, bebeğin çiş ve kaka yapma sıklığı, onun genel durumu ve keyifleridir.

İşeme sıklığının normları

Aşağıda gösterdiğimiz anne sütünün yeterli olduğunu gösteren işaret ve rakamlar bebeğin anne sütü dışında (su, mama, başka bir kişinin sütü) başka bir şeyle beslenmediği düşünülerek gerçeği yansıtan rakamlardır. Bebeğin ilk günlerde 1-2 çocuk bezi kirletmesi normaldir, o dönemde bebeğin çiş yaptığını fark edebilmek bile zordur. Annesinin sütü gelince (vücudunda süt oluşmaya başlayınca) bebek daha çok süt tüketmeye başlar, böylece daha çok çiş yapar, bezinin ağırlığı da artar.

Devamını oku...

Maria Montessori Kimdir

Maria Montessori'nin Hayatı

Montessori Metodunun kurucusu olan Maria Montessori 31 Ağustos 1870 tarihinde İtalya Chiaravalle’de doğmuştur. 1896 yılında İtalya’nın ilk kadın doktoru unvanını alarak tıp fakültesini tamamlamıştır. Montessori bir bilim insanı olarak sahip olduğu özelliklerin dışında, bir kadın olarak da zamanının değer yargılarının ilerisinde yaşamış ve kadın hakları için mücadele etmiştir.

İtalya’nın ilk kadın doktoru olarak, 1896’da Berlin ve 1900’de Londra’da iki kadın konferansında İtalya’yı temsil etmek için seçilmiş ve bu konferanslarda kadınlara eşit ücret için çağrı yapmıştır. Üniversiteden mezun olduktan sonra asistan doktor olarak atandığı Roma Psikiyatr kliniğinde zeka özürlü çocuklarla çalışmıştır. 1899 yılında ise Roma’da zeka geriliği olan tüm çocukların yollandığı yeni orthophrenic okuluna yönetici olarak atanır. 1896 -1907 yılları arasında sağlık, antropoloji, felsefe, psikoloji ve eğitim çalışmalarını devam ettirir.

1907'de, Roma’nın San Lorenzo bölgesinde çalışan ailelerin çocuklarından oluşan 60 kişilik grupla çalışmak için üniversitedeki kürsüsünden ve tıbbî uygulamalarından vazgeçer. Burada ilk Casa dei Bambini’yi ya da Çocuklar Evi’ni kurar. 1907 yılından itibaren dünyanın bir çok ülkesinde Montessori metodu hakkında çalışmalar yürütmeye devam eder. 1922’de İtalya’da okul müfettişi olarak atanır. Fakat 1934’de Mussolini faşizmine muhalefetten dolayı İtalya’dan ayrılmaya zorlanır ve Barselona’ya gider. 1936’da İspanya Savaşı sırasında İngiliz gemisiyle kurtarılır. Aynı yıl evini Hollanda Laren’e taşır. 1940’da Hindistan 2. Dünya Savaşına girdiğinde, O ve oğlu Mario düşman yabancılar olarak göz altına alınır. 2. Dünya Savaşı boyunca Montessori’nin Hindistan’dan ayrılmasına izin verilmez ve bu zamanı bebekleri araştırmak ve gözlemlemekle geçirir. 1946 yılında Hindistan’dan Hollanda’ya döner. 1947’de ise Londra’da Montessori Merkezi’ni kurar. 1950 yılında UNESCO konferansına katılır. 1940, 1950 ve 1951’de Nobel Ödüllerine aday gösterilir.

Devamını oku...

Tek Ebeveynli Aileler ve Çocukları

Tek Ebeveynli Aileler

Tek ebeveynli aile, çeşitli nedenlerle tek başına kalmış annenin ya da babanın, çocuğun bakımını tek başına üstlendiği ailedir. Tek ebeveynli ailelerin ortaya çıkmasının birden fazla nedeni vardır. Örneğin boşanma, ebeveynlerin çeşitli nedenlerle ayrı yaşamaları, ebeveynlerden birinin ölümü gibi nedenleri olabilir. Bazı aileler ise planlanmamış hamilelik sonucu veya tek başına evlat edinerek tek ebeveynli aile oluşturabilirler. Birtakım farklı nedenlerle oluşabilmesine rağmen, tek ebeyevnli ailelerin oluşmasının en yaygın sebebi boşanmadır. Özellikle gelişmiş ülkelerde, boşanma oranlarında yaygın bir artış söz konusudur. Türkiye’de de boşanma oranında, gelişmiş ülkelerdeki kadar çok olmasa da bir artış olduğundan söz edilebilir. Boşanmadan sonra aile yapısı devam eder ve boşanmadan sonraki ilk yıllarda boşanmanın sonuçları stresli bir şekilde deneyimlenir, velayeti kimin alacağı, velayeti alan ebeveynin çocuğa nasıl bakacağı, velayeti almayan ebeveynin çocukla nasıl iletişimini devam ettireceği, ne sıklıkta iletişim kuracağı belirlenir.


Tek ebeveynli aile olmanın birtakım olumsuz getirileri olabilir. Örneğin tek ebeveynli ailelerde sınırlar daha belirsizdir, maddiyatla ilgili sıkıntı yaşanması ihtimali daha fazladır, bu ailelerdeki çocukların başarı oranı daha düşüktür, çocukların kimlik problemleri ve karşı cinsle ilişki kurma zorlukları oluşabilir.


Tek ebeveynli ailelerde, annenin tek ebeveyn olma durumu, babanın tek ebeveyn olma durumuna göre daha yaygındır. Yalnız çocuk büyüten anneler; zaman yetersizliği, maddi imkanların kısıtlılığı, evle ilgili faaliyetlerin yürütülmesi, sosyal yaşamın düzenlenmesi ve ebeveyn kimliğiyle ilgili problemlerle karşılaşabilirler. Önceden çalışmayan anneler, tek ebeveyn kalma sonucu çalışma hayatına başlayabilmekte ve hem çalışan kadın hem anne olma rolünü üstlenmek, çocuk bakımı ve evle ilgili faaliyetlerin aksama neden olabilmektedir.

Devamını oku...

İlk Çocuk Sonrası Boşanma

Boşanmanın çok çeşitli ve karmaşık nedenleri vardır. Boşanma ile sonuçlanan evliliklere bakıldığında , evliliklerin stresli zamanlarda daha fazla boşanmaya doğru yol aldığı söylenebilir. Maddi zorluklar, eşlerden birinin iş kaybı,aile içi uzun süren hastalıklar gibi ilk çocuğun doğumu da bazı evlilikler için o ilişkiyi güçlendirecek, daha tatminkar olmasını sağlayacak bir fırsat olabileceği gibi, aynı zamanda da evliliğin daha da zayıflayıp, daha az tatminkar olmasına da neden olabilir.

Genel olarak boşanma nedenlerine baktığımızda çiftler arasında iletişimin olmaması ilk neden olarak sıralanır. Burada önemli olan eşlerin birbirlerine duygularını, zorluklarını, neler düşündüklerini paylaşabilmeleridir. İletişim dendiğinde gündelik olaylar, başkaları hakkında konuşmak, olayları tartışmak da anlaşılabilir ve bunların yapılabilmesi de evlilik için önemlidir fakat duyguların ve kişinin kendi ile ilgili sorunlarının konuşulmayıp, hasıraltı edilen evliliklerde iletişimin varlığından bahsedemeyiz.

Boşanma nedenlerine bakıldığında görülen bir çarpıcı nokta da çiftler farkında olmasa bile boşanmaya götüren olay veya özelliğin boşanmadan çok daha önce de orada bulunmasıdır. Burada evlilikle beraber sorunların düzeleceği, çocuk olduktan sonra kişilerin değişeceği gibi, yanlış inanışlar sonunda gerçekçi olmayan beklentiler yaratır. Bu beklentiler de evlilikte çok umut bağlanan, ilk çocuğun aileye katılması ile karşılanmaz ve bu da bir ya da her iki tarafın hayalkırıklığı yaşamasına neden olur.

Devamını oku...

Diğer Makaleler...

  1. Evlilikte Güllerin Savaşı
f t