• "Çocukların, nasihatten çok iyi örneğe ihtiyaçları vardır."

  • "Çocuğa verilebilecek en güzel şey zamandır."

  • "Çocukta ruh ve beden eğitimi ve gelişimi beraber yürütülmelidir. " (İbni Sina)

  • "Anneler dua ettiklerinde çocuklarının çevresindeki zırhı görselerdi, duayı hiç bırakmazlardı" Hz.Muhammed

Copyright 2019 - Çocuk Eğitimi

Maria Montessori Kimdir

Maria Montessori'nin Hayatı

Montessori Metodunun kurucusu olan Maria Montessori 31 Ağustos 1870 tarihinde İtalya Chiaravalle’de doğmuştur. 1896 yılında İtalya’nın ilk kadın doktoru unvanını alarak tıp fakültesini tamamlamıştır. Montessori bir bilim insanı olarak sahip olduğu özelliklerin dışında, bir kadın olarak da zamanının değer yargılarının ilerisinde yaşamış ve kadın hakları için mücadele etmiştir.

İtalya’nın ilk kadın doktoru olarak, 1896’da Berlin ve 1900’de Londra’da iki kadın konferansında İtalya’yı temsil etmek için seçilmiş ve bu konferanslarda kadınlara eşit ücret için çağrı yapmıştır. Üniversiteden mezun olduktan sonra asistan doktor olarak atandığı Roma Psikiyatr kliniğinde zeka özürlü çocuklarla çalışmıştır. 1899 yılında ise Roma’da zeka geriliği olan tüm çocukların yollandığı yeni orthophrenic okuluna yönetici olarak atanır. 1896 -1907 yılları arasında sağlık, antropoloji, felsefe, psikoloji ve eğitim çalışmalarını devam ettirir.

1907'de, Roma’nın San Lorenzo bölgesinde çalışan ailelerin çocuklarından oluşan 60 kişilik grupla çalışmak için üniversitedeki kürsüsünden ve tıbbî uygulamalarından vazgeçer. Burada ilk Casa dei Bambini’yi ya da Çocuklar Evi’ni kurar. 1907 yılından itibaren dünyanın bir çok ülkesinde Montessori metodu hakkında çalışmalar yürütmeye devam eder. 1922’de İtalya’da okul müfettişi olarak atanır. Fakat 1934’de Mussolini faşizmine muhalefetten dolayı İtalya’dan ayrılmaya zorlanır ve Barselona’ya gider. 1936’da İspanya Savaşı sırasında İngiliz gemisiyle kurtarılır. Aynı yıl evini Hollanda Laren’e taşır. 1940’da Hindistan 2. Dünya Savaşına girdiğinde, O ve oğlu Mario düşman yabancılar olarak göz altına alınır. 2. Dünya Savaşı boyunca Montessori’nin Hindistan’dan ayrılmasına izin verilmez ve bu zamanı bebekleri araştırmak ve gözlemlemekle geçirir. 1946 yılında Hindistan’dan Hollanda’ya döner. 1947’de ise Londra’da Montessori Merkezi’ni kurar. 1950 yılında UNESCO konferansına katılır. 1940, 1950 ve 1951’de Nobel Ödüllerine aday gösterilir.

Devamını oku...

Tek Ebeveynli Aileler ve Çocukları

Tek Ebeveynli Aileler

Tek ebeveynli aile, çeşitli nedenlerle tek başına kalmış annenin ya da babanın, çocuğun bakımını tek başına üstlendiği ailedir. Tek ebeveynli ailelerin ortaya çıkmasının birden fazla nedeni vardır. Örneğin boşanma, ebeveynlerin çeşitli nedenlerle ayrı yaşamaları, ebeveynlerden birinin ölümü gibi nedenleri olabilir. Bazı aileler ise planlanmamış hamilelik sonucu veya tek başına evlat edinerek tek ebeveynli aile oluşturabilirler. Birtakım farklı nedenlerle oluşabilmesine rağmen, tek ebeyevnli ailelerin oluşmasının en yaygın sebebi boşanmadır. Özellikle gelişmiş ülkelerde, boşanma oranlarında yaygın bir artış söz konusudur. Türkiye’de de boşanma oranında, gelişmiş ülkelerdeki kadar çok olmasa da bir artış olduğundan söz edilebilir. Boşanmadan sonra aile yapısı devam eder ve boşanmadan sonraki ilk yıllarda boşanmanın sonuçları stresli bir şekilde deneyimlenir, velayeti kimin alacağı, velayeti alan ebeveynin çocuğa nasıl bakacağı, velayeti almayan ebeveynin çocukla nasıl iletişimini devam ettireceği, ne sıklıkta iletişim kuracağı belirlenir.


Tek ebeveynli aile olmanın birtakım olumsuz getirileri olabilir. Örneğin tek ebeveynli ailelerde sınırlar daha belirsizdir, maddiyatla ilgili sıkıntı yaşanması ihtimali daha fazladır, bu ailelerdeki çocukların başarı oranı daha düşüktür, çocukların kimlik problemleri ve karşı cinsle ilişki kurma zorlukları oluşabilir.


Tek ebeveynli ailelerde, annenin tek ebeveyn olma durumu, babanın tek ebeveyn olma durumuna göre daha yaygındır. Yalnız çocuk büyüten anneler; zaman yetersizliği, maddi imkanların kısıtlılığı, evle ilgili faaliyetlerin yürütülmesi, sosyal yaşamın düzenlenmesi ve ebeveyn kimliğiyle ilgili problemlerle karşılaşabilirler. Önceden çalışmayan anneler, tek ebeveyn kalma sonucu çalışma hayatına başlayabilmekte ve hem çalışan kadın hem anne olma rolünü üstlenmek, çocuk bakımı ve evle ilgili faaliyetlerin aksama neden olabilmektedir.

Devamını oku...

İlk Çocuk Sonrası Boşanma

Boşanmanın çok çeşitli ve karmaşık nedenleri vardır. Boşanma ile sonuçlanan evliliklere bakıldığında , evliliklerin stresli zamanlarda daha fazla boşanmaya doğru yol aldığı söylenebilir. Maddi zorluklar, eşlerden birinin iş kaybı,aile içi uzun süren hastalıklar gibi ilk çocuğun doğumu da bazı evlilikler için o ilişkiyi güçlendirecek, daha tatminkar olmasını sağlayacak bir fırsat olabileceği gibi, aynı zamanda da evliliğin daha da zayıflayıp, daha az tatminkar olmasına da neden olabilir.

Genel olarak boşanma nedenlerine baktığımızda çiftler arasında iletişimin olmaması ilk neden olarak sıralanır. Burada önemli olan eşlerin birbirlerine duygularını, zorluklarını, neler düşündüklerini paylaşabilmeleridir. İletişim dendiğinde gündelik olaylar, başkaları hakkında konuşmak, olayları tartışmak da anlaşılabilir ve bunların yapılabilmesi de evlilik için önemlidir fakat duyguların ve kişinin kendi ile ilgili sorunlarının konuşulmayıp, hasıraltı edilen evliliklerde iletişimin varlığından bahsedemeyiz.

Boşanma nedenlerine bakıldığında görülen bir çarpıcı nokta da çiftler farkında olmasa bile boşanmaya götüren olay veya özelliğin boşanmadan çok daha önce de orada bulunmasıdır. Burada evlilikle beraber sorunların düzeleceği, çocuk olduktan sonra kişilerin değişeceği gibi, yanlış inanışlar sonunda gerçekçi olmayan beklentiler yaratır. Bu beklentiler de evlilikte çok umut bağlanan, ilk çocuğun aileye katılması ile karşılanmaz ve bu da bir ya da her iki tarafın hayalkırıklığı yaşamasına neden olur.

Devamını oku...

Evlilikte Güllerin Savaşı

Evlilik ve savaş kelimeleri ne kadar da birbirine yakıştırılamaz iki kelime olsa da her türlü ilişkinin içerisinde savaşa benzeyen bir şeyler olduğunu kimse inkar edemez sanırım. İki kişi bir hayatı yaşamaya başladığında o ilişkinin iyi, kötü bir “güç dengesi” oluşur. Her ne kadar da biz bu güç dengesini göremesek de bu konuşulan, tarışılan birşey değildir, o ilişki içinde yaşanır. İşin kötü tarafı çoğu zaman bu güç denge/dengesizliği yaşayan kişiler bile bu durumun farkında değillerdir.

İlişkilerde güç savaşlarının en sık yaşandığı vakalar eşlerden birinin evlilik oyununda başrolü oynamasıyla başlar. Nasıl mı başrol oynanır? Erkeklerin eşleri ve evleri ve de tabii ki çocukları üzerinde her türlü tahakküm edici otoriteyi kullanmayı kendilerine hak olarak görmeye başlayıp, buna göre davrandıklarında, ya da kadınların her şekilde tüm vakitlerinin, enerjilerinin, hayat şekillerinin kendileri tarafından belirlenebileceğini düşünüp, buna göre yaşadıklarında evlilik oyununun başrolünü ya erkek, ya da kadın oynuyor demektir. Güç savaşı evliliklerde eşlerden birinin diğerini tamamen hayatından çıkardığı durumlarda da görülür. Örneğin eşine hiç söylemeden tatil, gezi programları yapan, eve diğerine sormadan sürekli misafir çağıran, yani sanki tek başına yaşıyormuşcasına diğerini hiçe sayan eşlerin durumunda olduğu gibi.

Güç savaşları ve dengesizliklerini çözümlemenin ilk adımı belki de her şeyden önce bu savaşın ve dengesizliğin farkındalığıdır. Farkındalıktan sonra da eşlerin, evliliğin iki kişilik bir oyun olduğunu kabullenmeleri gerekir. Sonuçta tek kişinin yönettiği, yaşadığı şeye biz evlilik ya da ilişki diyemiyoruz. Bir de eşlerin, her bireyin kişisel hakları olduğu gerçeğini kabul etmeleri gerekir ki, bu salt sözel olarak ifade etmekten ziyade inanmayı gerektiren bir durumdur.

Devamını oku...

f t